23 Temmuz 2014 Çarşamba

Kürkçü dükkanına geri döndüm.

Merhaba blogger dostlarım!
Blogumdan öyle bir koptum ki geri gelemiyorum; gerçi boya çalışmalarımdan da aynı şekilde. Aslında hepsine vakit ayırmak istiyorum ama enerjim kalmıyor. Sebebi çok basit aslında, iş hayatına geri döndüm. 
Topkapı Sarayı kapsamındaki yapıların -müze olarak hizmet veren bölümler dahil- projelerini hazırlayacak  bir ofiste işe başladım. 
Aslında hobilerim için iş hayatına ara verdiğimi söylemiştim ama hayat, hayallerimin peşinden gitmeme anca bu kadarcık zaman müsaade edebildi.:(
Anlayacağınız kürkçü dükkanına geri döndüm. İtiraf ediyorum çok istekli bir başlangıç olmadı bu.
 Elime fırça alacak vakti bırakın ev ile ilgilenecek vakti zor buluyorum. Yemek yedikten sonra koltukta sızma günlerime geri döndüm. Uyku güzel birşey tabi ama saat 22:00' de ansızın bastıranı değil:)
Boyalarım ve fırçalarım bana öyle güzel bakıyorlar ki karşıdan, aklım hep onlarda. 
Eh hayat, alacağın olsun!
Ailem ve tülümenlerim olmasa sana yapacağımı bilirdim ben.


En sonunda alacağım şöyle bir karavan, kaçıp gideceğim buralardan:)

Ofisin en sevdiğim yanı, bulunduğu şantiye bölgesinde yaşayan köpekler:) Beni o kadar seviyorlar ki sabahları sandviçimi bile yalnız yememe içleri el vermiyorlar:P
Et yemediğim için de öğle yemeğinde hakkıma düşen tüm etli yemekleri onlarla paylaşıyorum. Gerçi o  bölgede çalışan herkes aynı şekilde. Son zamanlarda yaşananlardan sonra o insanları görmek içimi güzel duygularla dolduruyor. Artık sayımız o kadar da az değil demek ki. Yaşasın!

Saat geç olmuş - kime göre neye göre geç:P - göz kapaklarım yavaş yavaş inmeye başladı. 
İş de neymiş yahu berduş olmak istiyorum ben!
Bir market arabası edinip tülümenlerimi içine doldurup yaşayacağım.
Belki iki tane araba olur biri Kerem ile benim için diğeri tülümenler. 
Berduş dediysek azıcık konforlusundan olsun, olmuşken.

Çalışmaya başlamadan önce tamamladığım birkaç boyama çalışmam vardı. Fotoğraf çekmeye fırsat bulursam, haftasonuna doğru onları da paylaşacağım. 
Şimdilik gidiyorum, uyuyarak şarj olmalıyım.
Sevgilerimle...

12 Temmuz 2014 Cumartesi

SOL'dan iyi çıkmıyorum, sağ profilden çek.

Türkiye Vizyon Belgesi :)
Basında yayınlanan fotoğrafları gördükten sonra ne diyeceğimi şaşırdım. Fasa fiso akil takımını es geçtim de orada gördüğüm birkaç isme şaştım kaldım. Devir çıkar ve cep şişirme devri olunca böyle oluyor demek ki.
Her şeyin bir ederi vardır derlerdi de inanmazdım. Al sana kapı gibi fotoğraflı kanıt.
Peh!
Çakma ustanın sözde kitabının imza kuyruğundakileri görünce deme de dur:

"  Haklıdan yana değil, güçlüden yana olanlar korkak ve kaypak olurlar. Güç merkezi değiştikçe dönerler; fırıldak olurlar."
                                                                    Uğur Mumcu

Hadi sağlıcakla kalın.

3 Temmuz 2014 Perşembe

Sol baştan say; 1,2,3,4,5!


Üç hafta önce Yedikule Hayvan Barınağı'nın sosyal paylaşım sitesindeki acil paylaşımı ile yolumuz barınağa düştü. Bir haftalık yavru bebek kediler için süt anne veya gönüllü anne arayışındaydılar. Eşimle konuştuktan sonra yavrulara en azından kuru mama yemeye başlayana dek gönüllü aile olabileceğimize ve sonrasında da bir tanesini evlat edinebileceğimize karar verdik. Önce markete uğrandı ve dört poşet dolusu makarna ve süt alındı; barınaktaki diğer canların hatırı kalmasın diye:). Barınağa vardığımızda bizden önce başka birinin daha teklifte bulunduğu ve onun beklendiğini öğrendik. Aslında içim burulmuştu biraz. Çünkü melek Şeker' imizi de daha bir günlükken evlat edinmiştik. Sanki bu bebeklere sahip çıkarsak onun hatırasını canlı tuttacakmışım gibi hissetmiştim; neyse.
Yaklaşık bir saat kadar beklenen diğer kişinin  gelmesini bekledik. Olur da gelmezse yine biz alacaktık. O kişi mesaj ile yola çıktığını bildirdi barınak yöneticisine ve bizim alma ihtimalimiz tükendi. Bunun üzerine barınakta başka bebek kediler olduğunu ve istersek onları da görebileceğimizi söylediler. Bizi bir odaya aldılar. Odada iki yavru köpek ve üç tane yavru kedi vardı. Hepsi o kadar şirindiler ki! Eşimle birbirimize baktık ne yapsak ne etsek diye ve anında karar verildi. Biz bir tanesini evlat ediniyorduk:). Ben tezgahtan meyve sebze seçer gibi orasına burasına bakıp can seçemezdim. Dolayısıyla elimize gelen bir tanesini aldık ve tamam bu dedik; kara kaşına kara gözüne bakmadan. 
Meral Hanım'ın - barınağın gönüllü yöneticisi- yanına gittik ve "Tamam" dedik "Biz aldık birini". "Dişilerden biri mi erkek olan mı?" dedi. "Bilmiyoruz." dedik cinsiyet ayrımı bile yapmadan seçtik çünkü:) Pisicik yanımıza getirildiğinde minik bir hanımmış öğrendik.

Meral Hanım o anı böyle ölümsüzleştirdi.

Barınakta yaşayan canların beslenmesine ve bakımlarına katkıda bulunmak için illaki market alışverişi yapmanız gerekmiyor. Barınağın minik dükkanında satılan t-shirt, kupa, ajanda, takvim ve çanta gibi ürünlerden alarak da katkıda bulunabiliyorsunuz. Ben bu şirin bez çantayı aldım.İki yüzü farklı desenli.

 

Eve dönüş yolunda o kadar usluydu ki hiç sesi çıkmadı. Biz Susam' dan alışığız veterinere giderken var gücüyle bağırmalara. Dedik bu kız pek uslu, maaşallah. Keşke dilimizi ısırsaymışız:)
Önce veterinere uğradık bir kontrolden geçtik ve daha pek minik olduğumuz için üç hafta sonrasına randevu aldık başlangıç aşılarımız, haplarımız için.
Eve geldiğimizde ortalık karıştı tabi biraz. Susam klasik triplerini sergileyerek gardrop üzerindeki bavulun arkasına saklandı. Badem önce bir iki tıs mıstan sonra kaynaştı minik hanımla.


Kerem, abilerinin tasması var diye Zeytin'e de bir tasma ayarladı. Evdeki yedek tasma hanımın incecik boynuna büyük gelince bir iki işlem ile uygun hale getirdi.

   

Susam ilk hafta sadece yemek, su ve tuvalet ihtiyacı için gardroptan aşağı indi. Çok fenaydı, üzüldüm çocuğu strese soktuk diye ama ikinci hafta artık o da kaynaşma turlarındaydı. Gerçi hala çok yakın temasta bulunmuyor Zeytin ile ama ciddi ilerleme kaydettiler, beraber deli gibi koşturuyorlar evin içinde.
Ama Zeytin Hanım'ın esaslı kankası Badem oldu:)




Abi kardeş pencereden kuş kesmeye bile başladılar:)


Hani demiştim ya bu kız çok uslu olacak galiba falan diye. Külliyen yalan! Ne kolumuzda hayır kaldı eşimle, ne bacaklarımızda. Her yerimiz çizik içinde. İz kalmasın diye krem sürmekten bitap düştüm. 
Çok fettan çıktı bu kız çok!
Yavru kedileri kışın evlat edinmek lazım, yazın cıbıl bacaklara yazık oluyor:)
                                         Ve işte Zeytin Hanım ailemize katılınca olduk mu sana muhteşem beşli:)


Yaz köşesi, kış köşesi, işte bizim evin tülümen köşesi...
Seviyorum sizi!

Not: Bebek kedileri gelip alacağını söyleyen bayan almadı bu arada. Yalan söyleyerek minik canların hayatıyla böyle oynayan insanlardan nefret ediyorum! Neyse ki başka bir gönüllü bulundu ertesi gün de içimiz rahat etti. 

2 Temmuz 2014 Çarşamba

unutMADIMAKlımda


2 Temmuz 1993' ten beri, yüreklere düşen kor ateş sönmedi.


Ne orada toplanan cahil güruhunu affediyoruz ne de failleri ak'layanları!


1 Temmuz 2014 Salı

Ağlaklar yine sahnede...

Bir süredir siyasi içerikli yazı yayınlamıyordum. 
Gerçi diğer türlüsünü de askıya almıştım da neyse:)
1 Temmuz geldi çattı ve malum aday açıklandı. 
Biliyorduk zaten kimin aday olarak açıklanacağını. Sürpriz olmadı.
Utanmadan çıktı o sahneye, din üzerinden bir saat attı tuttu. 
Sadece rtecik çıkmadı sahneye timsah gözyaşları da oradaydı.
Bir de ayran budalası şakşakçılar var tabi.
Eskiden çok sinirlenirdim bunlara; sonradan gülmeye başladım zavallı hallerine, artık acıyorum.
Zamanında tüm mal varlığım bir yüzük diye ahkam kesen yalancıya hayranlar. Büyü bozulduğunda sudan çıkmış balık olamasalar bari, yazık...
Işid'in elinde rehine olarak tutulan vatandaşların da seçim kozu olarak kullanıldıklarına inanıyorum. 
19 gündür rehin olarak tutulan kişiler bugün, yarın davullu zurnalı sınırdan içeri girecekler. Ne de olsa bu adamlar için koltuğa giden her yol mübah.
Soner Yalçın'ın son kitabı "Kayıp Sicil- Erdoğan'ın Çalınan Dosyası" nı okuyunuz lütfen. 

***

Benim için, insan olduğum için, vicdanlı olduğum için önemli olan 1 Temmuz değil, 2 Temmuzdur!
Kürsülerden yapılan hukuk adalet vıdı vıdıları benim için hiçtir. Sözde 12 Eylül davası ile ağzımıza çalınmaya çalışılan bir parmak balı tükürdük biz.
13 Mart 2012 tarihinde Sivas Katliamı davası zaman aşımına uğradığında insanlığın, hukukun ve adaletin ipi çekilmişti zaten.
Üzerinden değil 21 yıl, yüzlerce yıl da geçse canlar yüreğimizde kor ateştir ve

Muhlis Akarsu....Yaşıyor!
Muhibe Akarsu...Yaşıyor!
Gülender Akça...Yaşıyor!
Metin Altıok.......Yaşıyor!
Mehmet Atay.....Yaşıyor!
Sehergül Ateş.....Yaşıyor!
Behçet Sefa Aysan...Yaşıyor!
Erdal Ayrancı....Yaşıyor!
Asım Berzirci....Yaşıyor!
Belkıs Çakır......Yaşıyor!
Serpil Canik.... Yaşıyor!
Muammer Çiçek.....Yaşıyor!
Nesimi Çimen....Yaşıyor!
Serkan Doğan.... Yaşıyor!
Hasret Gültekin....Yaşıyor!
Murat Gündüz......Yaşıyor!
Gülsüm Karababa...Yaşıyor!
Uğur Kaynar......Yaşıyor!
Emin Buğdaycı.....Yaşıyor!
Asaf koçak.....Yaşıyor!
Koray Kaya.....Yaşıyor!
Menekşe Kaya....Yaşıyor!
Handan Metin.....Yaşıyor!
Sait Metin......Yaşıyor!
Huriye Özkan.....Yaşıyor!
Yeşim Özkan.....Yaşıyor!
Ahmet Özyurt....Yaşıyor!
Nurcan Şahin.....Yaşıyor!
Özlem Şahin.....Yaşıyor!
Asuman Sivri....Yaşıyor!
Yasemin Sivri....Yaşıyor!
Edibe Suları....Yaşıyor!
İnci Türk......Yaşıyor!
Cengizhan Demir....Yaşıyor!


28 Haziran 2014 Cumartesi

Çok ara verdim çok!

Merhaba blogger ahalisi!


Özledim sizleri, gerçi yazılarınızı takip ediyordum ama içimden birşeyler yazmak gelmiyordu. Gerçi hala kendime gelmiş değilim. İnsanları bahar havası bozar, beni yaz bozdu:P
Bir ay öncesinden sevgili Şeyma nam-ı diğer Umut Hikayem beni mimlemişti ve sonrasında da yine Şeyma'cığım ve Bir Delinin Pembe Defteri tarafından aynı mim konusu ile ikinci defa mimlenmiştim. Yanıtlarım gecikti özür dilerim.
Hemencik gecikmemi telafi ediyorum.

İlk olarak "Adını Bulamadım Mimi"

* Blog açma hikayeniz
Biraz içimi dökmek biraz da yaptıklarımı sizlerle paylaşmak diyelim.

*Blog isminiz nereden geliyor? Neden Bu isim?
"Pisiler" kedi delisi olmamdan; "dükkan"ise yaptığım çalışmaların beğenilerek talep görmesi sebebiyle ortaya çıktı. Gerçi şimdilerde "atölye" olarak değiştirmeyi düşünüyorum. Sonuçta amacım ticari birşey değil ve "dükkan" kelimesi bu sebeple batmaya başladı bana:). Bu arada pisilerimizi de üçledik.

*Hangi mevsimi seversiniz?
Yaz çocuğuyum ben; yaz yaz yaz...

*Bu mevsim size neyi çağrıştırıyor?
Meğer nefes almak için hala sebeplerimiz varmış.

*Kırmızı ruj mu eye-liner mı?
Hmm, eye-liner.

*Blog yazmak sana ne kazandırdı?
Süper blogger arkadaşlarım oldu daha ne olsun:)

*Kitap okumak mı birşeyler yazmak mı?
Kitap okumak.

*Şiir mi; roman mı; hikaye mi?
Roman

*En çok etkilendiğin film?
Birden çok sayısı. Ben en sevdiğimi yazacağım La Fate Ignorante ( Cahil Periler). Şimdi yazınca yine aklıma düştü; bilmem kaçıncı kez tekrar mı izlesem:)

*Hangi tür kitap/film?
Kitap konusunda kesin bir çizgim yok roman da okuyorum, araştırma da siyasi de. Filmler için de konusuna ve senaryosuna göre değişir.

*Öğrenci olmak mı; iş hayatı mı?
Keşke hep üniversite öğrencisi kalsaydım.

*Kitap okumak mı film izlemek mi?
Hmm, ruh halime göre değişir. Depresifsem kesinlikle kitap okumak.

*Klasik giyinmek mi; spor mu?
Spor giyim tercihimdir.

*Almaktan asla vazgeçemeyeceğiniz şey?
Abur cubur:)

*En sevdiğin yemek?
Şu aralar canım hiçbirşey yemek istemiyor, sevdiklerimi bile.  Yine de zeytinyağlı biber dolması.

*En sevdiğin dizi?
İnternet üzerinden severek takip ettiğim birçok dizi var. İllaki yaz bir tane derseniz 
"Walking Dead"

*Özel bir yeteneğin olsa bunun ne olmasını isterdin?
Düşünce okuyabilmeyi isterdim. Migrenimi tetikler miydi ki acaba?..:)

*Hasta olmanın en kötü yanı?
Ev hapsi.

*Alınacak listen var mı? İlk beşi nedir?
Listem zorda kalmadıkça yok; doğaçlama takılıyorum:)

*İlk aldığın makyaj malzemesi nedir?
Hatırlamıyorum; makyaja pek düşkün değilim.

*****

Evet... İlk mimi tamamladım. İkinciye geçelim.

* En çok sevdiğin yönün?
Yufka kalbim; ama insanlara karşı değil:)

*Sen hiç yağmur altında ağladın mı?
Hayır, yağmurda yürümeyi-durmayı sevmem.

*Diyelim ki sana üç dilek hakkı tanındı. Ama sadece insanları değiştireceksin.Neleri, kimleri ya da hangi özellikleri değiştirirdin?
Değiştirmek değil de içi kötü, kalbi taş, fırsatçı ve bedavacı olan herkesi yeryüzünden silmek isterdim. Çünkü insanları değişebileceklerine inanmıyorum.

*Sen hiç yaz yağmurunda deniz girdin mi?
Evet! Süper olur tavsiye ederim:)

*Yaşadığın en gülünç durum nedir?
Yağmurlu bir günde - ki yağmurdan hoşlanmadığımı sağır sultan duydu artık- üniversite merdivenlerinde elimde şemsiye ile harika bir düşüş yapmıştım, popo üstü.

*Kendine ünlüler dünyasından bir eş ya da sevgili seçseydin kimi seçerdin?
Christian Bale

*Hayatın film olsa hangi aktör ya da aktrist oynasın isterdin?
Natali Portman

*Sen hiç halka açık bir alanda kimsenin ne düşündüğünü umursamadan ağladın mı?
Evet, eşimle flört ettiğimiz dönemde bir tartışma sebebiyle İstiklal Caddesi boyunca salya sümük ağlayarak yürümüşlüğüm var.

*Süperman mi Batman mi?
Christian Bale aşkına Batman!

*Çocukken hepimiz bir nesneyi ya da bir olayı başka birşey zannederdik. Senin hiç böyle ilginç düşüncelerin var mıydı?
Çocukluğuma dair hatıralarım net değil ne yazık ki; hatırlamyorum.

*Hayatın anlamı?
Canım ailem, can dostlarım ve tülümenlerim.

*****

Görev tamamlanmıştır; şimdi kendimi imha edebilirim..:P
Mimler bekletilmeye gelmiyorlar yahu. Sonra böyle yaz yaz bitmiyor. 
Yine de ben seviyorum bu mim aktivitesini.

Bu yazıyı noktalamadan sokaklardaki canlar için minik bir hatırlatma


Yakında görüşmek üzere
Sevgilerimle....

5 Haziran 2014 Perşembe

Ailece sıkıntıdan kendimizi aştık.

Bu havalar nedir böyle!!!
Mevsiminde yağmayan yağmurlar, dolular eve geç kalmış çocukçasına yelken kürek yağıyor. 
Ben bu kadar şiddetli yağmurdan oldum olası hoşlanmam, yeryüzüne çöktürdüğü kasvet ruh halimi çok da iyi yönde etkilemiyor çünkü.
Hayalgücümü köreltiyor; aklıma koyduklarımı yapacaksam da beynime giriyor ve "amann  sonra yaparım" a getiriyor:S
Canım annem de şakır şakır yağan yağmurda oraya buraya gezmeye gidemediği için aklına birşey gelmiş; sabun yapmak:)
Bir süredir aramızda kursuna gidelim falan diye konuşuyorduk ama annemin kursa gitmesine gerek kalmamış:P


Tabi elinde sabun bazı yoktu o da kullanılmamış sabunlardan eriterek slikon kalıpla şekillendirmiş. "Gel sana ne yaptım" dediğinde dedim acaba ne; hiç aklımın ucuna gelmedi sabun olabileceği. Görünce "Aaa sabun bazını ne zaman aldın?" dedim. Biz birbirimizden habersiz alım yapmıyoruz sanki de:P..
Bunları nasıl değerlendirelim diye düşünürken aklımıza ahşap şişler geldi. Daha önce saksı kuşlarını yaparken kullanmıştım. Kurdele ve boncuk ile de süsledik mi olur dedik ve ortaya bunlar çıktı. Cam vazoları - daha önce boyama aşamalarını göstermiştim- banyo ve tuvalette dekoratif olarak kullanıyordum. Bu şirin sabunlar içlerine pek de güzel oldu.
Canım annem! Teşekkür ederim:)
Bu arada baykuş biblolarım vardı hatırlarsanız.


Onlarla ilgili de bir çalışmam var. Yakın zamanda tamamlayacağım. Onda da babamın emeği çok. Neyse şimdi birşey söylemeyeyim. Paylaştığımda zaten anlatacağım:)
Hadi bakalım, 
Hoşçakalın...